Agorafobi ve yoğun kaygı bozuklukları ile mücadele eden pek çok kişi için dünya, zamanla küçülerek sadece “güvenli” hissettiren birkaç metrekarelik alana sığabilir. Kişi; evden çıkmaktan, kalabalık yerlere girmekten veya yardım alamayacağını düşündüğü ortamlarda bulunmaktan kaçınmaya başladığında, bu durum bir hapishaneye dönüşebilir. Ancak modern psikoloji, bu daralan dünyayı yeniden genişletmek için…
Agorafobi, sıklıkla yanlış anlaşılan, ancak milyonlarca insanın yaşam kalitesini ciddi ölçüde etkileyen bir kaygı bozukluğudur. Agorafobik bireyler, kaçmanın zor olacağı veya yardımın bulunamayacağı açık alanlar, kalabalıklar veya toplu taşıma gibi durumlarda yoğun bir kaygı ve kontrol kaybı hissi yaşarlar. Agorafobi yaşayan birçok kişi için sorun yalnızca “dışarı çıkamamak” değildir. Asıl…
Agorafobi yaşayan kişiler için kaygı çoğu zaman dışarıda değil, bedenin içinde başlar. Kalp atışının hızlanması, nefesin daralması, kontrolü kaybetme hissi ve yaklaşan tehlike algısı… Tüm bu belirtiler kişinin dışarıdaki ortamlara değil, kendi içsel sinyallerine karşı kaygı geliştirmesine neden olur. Bu durum zamanla kaçınma davranışını besler ve kişinin yaşam alanı giderek…
Kaygı, genellikle günün yorgunluğu bittiğinde ve etraftaki uyaranlar azaldığında, yani gece saatlerinde kendini daha yoğun hissettirebilir. Birçok kişi yatağa yattığında, gün içinde bastırdığı veya dikkatini dağıtarak unuttuğu endişelerin aniden zihnine hücum ettiğini fark eder. Peki, bu durumun ardındaki bilimsel nedenler nelerdir ve bu döngüyü nasıl kırabiliriz? İçindekiler Gece Kaygısının…
Yoğun bir günün ortasında, hiç beklenmedik bir anda kalp atışlarınız hızlanmaya başladı. Nefesiniz daraldı, avuçlarınız terledi ve sanki kontrolü kaybetmek üzereymişsiniz gibi hissettiniz. Eğer bu hisler size tanıdık geliyorsa, yalnız değilsiniz. Bunlar, kaygı atağının yaygın belirtileridir. Kaygı, hayatın doğal bir parçası olsa da, bazen bu ataklar günlük hayatımızı sekteye uğratabilir.…





