Panik bozukluk, “bir şey olacak” hissini sürekli canlı tutan bir alarm sistemidir. Atak anında kalp hızlanır, nefes daralır, göğüste sıkışma olur, baş dönmesi gelir. Zihin bunu tehlike olarak yorumlar ve döngü büyür: Bedensel belirti → felaket yorumu → daha fazla kaygı → daha fazla belirti. İyi haber şu: İlaçsız panik…
Agorafobi ve yoğun kaygı bozuklukları ile mücadele eden pek çok kişi için dünya, zamanla küçülerek sadece “güvenli” hissettiren birkaç metrekarelik alana sığabilir. Kişi; evden çıkmaktan, kalabalık yerlere girmekten veya yardım alamayacağını düşündüğü ortamlarda bulunmaktan kaçınmaya başladığında, bu durum bir hapishaneye dönüşebilir. Ancak modern psikoloji, bu daralan dünyayı yeniden genişletmek için…
Agorafobi yaşayan kişiler için kaygı çoğu zaman dışarıda değil, bedenin içinde başlar. Kalp atışının hızlanması, nefesin daralması, kontrolü kaybetme hissi ve yaklaşan tehlike algısı… Tüm bu belirtiler kişinin dışarıdaki ortamlara değil, kendi içsel sinyallerine karşı kaygı geliştirmesine neden olur. Bu durum zamanla kaçınma davranışını besler ve kişinin yaşam alanı giderek…
Panik atak ve agorafobi çoğu zaman birbirine karıştırılan iki durumdur. İkisi de yoğun kaygı, fiziksel belirtiler ve kontrolü kaybetme korkusu yaratabilir. Bu yüzden kişi “Bende hangisi var?” sorusunun cevabını bulmakta zorlanabilir. Oysa bu iki durum birbiriyle bağlantılı olsa da sebep, süreç ve davranış biçimleri açısından oldukça farklıdır. Bu yazıda panik…
Günlük yaşamın en basit görünen alanları bazı insanlar için yoğun bir tehdit hissine dönüşebilir. Markette kasa sırasında beklemek, kalabalık bir otobüse binmek, tek başına bir kafede oturmak ya da evden dışarı adım atmak… Çoğu insan için sıradan olan bu durumlar, agorafobisi olan biri için “kaçamayacağım”, “yardım alamam” ve “kontrolü kaybederim”…





